23 Şubat 2010 Salı

glee


Aslında bu yazıyı dün yazmalıydım. Glee'nin ilk bölümünü ve sonraki 4 bölümü daha arka arkaya izledikten sonra. Bir ara twitter'da görmüştüm, sonra Golden Globe'da adaylıkları olduğunda ve ödül aldıklarında daha bir dikkatimi çekti... Sonra evde yapacak bir şeyim olmadığı için geçen gün ilk bölümünü indirdim. Sonra dediğim gibi 2 günde yaklaşık 45 dk'lık 8 bölümü evde olduğum zamanlarda gözümü kırpmadan izledim.
Konusu kısacası şu,
Ohio'da bir lisede glee denen öğrenci topluluğu okulun ispanyolca hocası tarafından tekrardan faaliyete geçer.(Hoca aynı zamanda 15 sene önce o lisede okumuş,ve glee club'ta başarılar kazanmıştır).(Ayrıca, Glee club'ta ne yapıyorlar ne diye soracak olursanız ki ben sordum ve araştırdım (google it.!) genelde günümüz şarkılarının öğrenciler tarafından coverlanması ve küçük dans koreografileriyle süslenmesiyle "regional" yarışmalara katılıyorlar anladığım kadarıyla. Tam bir kumpanya değil yani. )
Başrolde küçüklüğünden beri şarkı söyleyen, irite edecek kadar hırslı ve okulda bir okadar da " loser" takımında yer alıp aşağılanan ama harika bir sesi olan Rachel, Abercrombie mankeni olduğundan şüphelendiğim Finn ve inanılmaz güzel bir sesi ve dans yeteneği olan kumral, yakışıklı ispanyolca öğretmeni Will var.
Tabi ki bunlarla kalmıyor.. Küçüklüğünde b.k çukuruna itildiği için hastalık derecesinde ( yiyeceği üzümü bile silen) bir rehberlik öğretmeni Emma, son derece güçlü, çevik, zeki ve ukala cheerleader koçu Sue, tam bir little gay trendsetter olan Kurt-çöpe atılmadan dediği cümle hala gülümsetiyor beni " Please, it's 2010 Marc Jacobs" -( keşke öyle bir arkadaşım olsa-evet her kız bir gay arkadaş ister), ve diğerleri...
Amaaaaaa beni en çok gülümseten ve insanı mutlu eden ise coverlanan şarkılar. Zaten oldum olası değişik şekilde yorumlanan şarkıları hep sevmişimdir. "Pixie Lott-Poker Face, dinleyin". Söylenen şarkıların da daha yeni olması dikkat çekiyor. Neler mi var..? Take a Bow, No Air, Single Ladies, Halo, It's My Life, Walking On Sunshine, You Keep Me Hanging On...
Şu ana kadar 8 bölüm izledim.. Özellikle 8. bölümde Will'in, Emma önünde "Thong Song" da dansı inanılmaz güzeldi.. :)
Ve tabiki klasik "I'm popular, let's humiliate the others" mantığı da yok değil.. "Nerd,loser" gördüklerini çöpe atmalar ya da yüzüne içecek fırlatmaları klasik amerikan lise gençlik dizilerinde gördüğümüz sahneler.. Hayır ben bunu hiç anlamıyorum bunlar da mal gibi bakıyor, e bir şey yapmazsan tabi ezik derler.. Resmen kabullenmişler diğer tarafta olduklarına.. Sonra alıyorlar eline tabanca, tüfek okul basıyorlar.. E normal kardeşim manyak olur tabi çocuk baştan kabulleniyor kaybettiğini napsın..
Piuuu nası konu saptı belli değil...
Kısacası "Glee" şu zamana kadar izlediğim en güzel gençlik dizilerinde rahat ilk 3 e girer..
1.si? tabiki dawson's creek... I don't wanna wait foreveeeer for our lives to be oveeeeeeer nınınınını....
Kesinlikle izleyin tavsiye ederim... Afiyet olsun... :)

16 Şubat 2010 Salı

adv2


the best

12 Şubat 2010 Cuma

heh tamam bu olur


Tam da yazımın üzerine bu güzel etkinliği okudum.
360° Aşk.
Sevgililer gününü değil de, aşk haftası olsa da sadece sevgilisi olanlar değil, aşık olanlar, aşık olmuş olanlar ya da aşkı inancını kaybetmeyip bir gün gerçek aşkı bulacağını düşünenler (bknz:charlotte york.) herkes mutlu olsa, strese girmese.
Her yer kalple, güllerle donatıldığında gülümseyerek dolaşsa insanlar, havada "aşk" kokusu olsa, her şey bu kadar ticari olmasa.. Bu etkinliği sadece okuduğum halde böyle o havayı, o samimiyeti hissettim nedense.
Buyrunuz, hayrını görünüz..

9 Şubat Salı
18:30-20:00
AŞKIN KOKUSU - AYŞE TOLGA

10 Şubat Çarşamba
14:30-16:30
TASAVVUFTA AŞK - ALİ CANİP OLGUNLU

12 Şubat Cuma
11:00-12:30 EMPERYAL AŞK - NANCY AZARBAD
14:00-15:30
AŞKIN PSİKOLOJİSİ - MİRYAM ANJEL
18:30-20:00
DOĞAÇLAMA AŞK - ARET VARTANYAN

13 Şubat Cumartesi
10:30-12:00 TATLI TUZLU AŞK - PELİN AKIN
12:30-14:00
POSTMODERN AŞK - PROF. ZEYNEP SAYIN
14:30-16:00
AŞKIN TASARIMI - BAHAR KORÇAN
16:30-18:00
AŞKIN SİMYASI - H2O -ECE ŞİRİN
19:00 - 20:30
DİŞİ VE ERİL AŞK - SÖĞÜT ZENGİNGÖNÜL

16 Şubat Salı
19:30-21:30
FELSEFEDE AŞK - YALÇIN SADAK

17 Şubat Çarşamba
20:00-23:00
SİNEMADA AŞK - ERDOĞAN MİTRANİ

18 Şubat Perşembe
11:00-12:30
AŞK DOKUNUŞLARI - ÖZGÜL KÖSE
18:30-19:30
AŞKIN RENGİ - YONCA BAGANA
20:00-21:30
AŞKIN YANSIMALARI - MERİH AKOĞUL

19 Şubat Cuma
18:30-20:00
AŞKIN RİTMİ - SERTAB ERENER

20 Şubat Cumartesi
12:30-14:00
İŞTE AŞK - FERİDE EDİGE
14:30-16:00
EDEBİYATTA AŞK - SELİM İLERİ
17:00-18:30
AŞKIN BİLİMİ - CENK SERDAR

tarih belirlenecek
18:30-20:00
DOĞA AŞKI - AKIN ÖNGÖR



itirazım var


Eveeet şubatı tek "anlamlı" kılan güne yani 14 şubata 1 gün kala bir kaç şey söylemek istiyorum.
normalde şubat deyince aklıma gelen tek şey üff yine sevgililer günü. Evet bir kız olarak tabiki sevgililer günü kutlamak hoşuma gider, klasik " ticari amaçlı bu gün" demem. Ama bu 14 şubatı kullanıp ticaretin bokunu çıkardıkları için bu isyanım. Bilimum mağazadan gelen "14 şubat'aşu kadar harcama yapın şu kadarı bizden." " yoksa siz hala sevgilinize hediye almadnız mı.? ozaman bıdı bıdı.." beni çıldırtıyor.
eğitim danışmanlık şirketinden bile 14 şubat'a özel diye mesaj geldiyse bu işin b.ku çıkmıştır.bitti..!
sevene her gün sevgililer günü arkadaşım.. he çok mu kutlamak istiyorsun alırsın şarabını, yemeğini de yaparsın tamam işte ne erkek gerginlik yaşar, kız da mutlu olur bitti :))
Yine de sevgililer gününüz kutlu olsunnn :)

vuhu

Bu adamın oyunculuğunu Turkcell- Özgür çocuk ve özgür kız reklamından beri beğenirdim. Ezelle birlikte kendisini de beğenmeye başladım kızlar serseri erkekleri beğenir ya :)
bugün bu resmi gördükten sonra da şunu dedim.
Jude Law.?
Sizce de benzemiyor mu.? :)

11 Şubat 2010 Perşembe

A town





2005 temmuz sonu ağustos başı. Geyikli denen çanakkale'nin küçük köyünde internet cafedeyiz babamla. Heyecanla öss sonucmu beliyorum. 08:45 ten itibaren her 10 sn'de refresh edilen sayfa ve ardı ardına içilen çaydan sonra ekranda beliren Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü yazısını gördükten sonraki dakikalarda açıkçası neler yaptığımı pek hatırlamıyorum. Siteye döndüğümde, "hayırlı olsun"lar ,"tebrik ederim"ler , "artık genetikçi olur bizi de gençleştirirsin ehehe"ler mi dersiniz afedersiniz popom baya bi kalkmıştı. Önümde yepyeni bir hayat vardı. Doğduğundan beri şımartılan ( ama yeri geldiğinde ayaklarının üstünde durmasını da bilen) 18 yaşındaki küçük.! ben, Ankara'da yepyeni bir hayata başlıcaktım. Yeni arkadaşlıklar, sevgiler, paylaşımlar, dostluklar, mutluluklar acılar hüzünler, kahkalar beni bekliyordu. O zaman kayıt ve proficiency için sık sık gittiğim Ankara'da yaşayacağımı dersler başlamadan bir gün önce annemlerin beni yurda bırakıp, İstanbul'a yol aldıklarında anladım.Otoparkta öylece kalakalmış ve hiç durmadan ağlamıştım.Artık tek başımaydım.. Daha sonra odama girdiğimde bana herzaman gülümseyen dünyalar tatlısı Gamze'm ile başlayan dostluğum ve 4 sene boyunca tanıdığım 100lerce insan ve binlerce anılarım ile şuanda geriye dönüp baktığımda gülümseyerek hatırladığım 4 senem oldu...
Bunu neden mi yazdım.?
Ankara, orda bulunduğum ve yaşadığım sürece sana çok kötü davrandım. Sana her gün küfrettim, tatillerde İstanbul'a dönerken arkama bakmadan kaçtım, dönerken ağlayarak geldim. Sanki hala İstanbul'da yaşıyorum da bir kaç gün zorunlu Ankara'ya gitmek zorundaymışım gibi , kendimi hiç Ankara'ya ait hissetmedim, hissedemedim.
Hep seni kıyasladım, Eskişehir'le İzmir'le, Adana'yla bile...
Canım yandı gittim stadyumda avaz avaz ağladım, en güzel kahkalarımı ODTÜ'nün tenis kortları büfesinde,çarşıda, yurtta, bölümde attım.. İnsanlara güvendim kazık yedim, odamın camından saatlerce senin ışıklarını izledim kılımı kıpırdatmadan, sadece gözlerimden yaşlar aktı .Ve sen bana herzaman kucak açtın ve bana şu ana hayatımdaki en güzel 4 seneyi verdin..
Ankara'da ilk gördüğüm ve bana gitmeden bağdat caddesine benziyor diye bahsettikleri tunalı, :) saatlerce cafelerinde oturduğum filistin caddesi, doru düzgün bir mağaza olmasa bile her hafta gittiğim ve sinemasında dünyanın en güzel patlamış mısırına sahip olan armada :),her öğlen yemekte olduğum ankuva, pazar günleri gittiğim dünyanın en güzel brunch'ına sahip "minasera" big chefs (saymakla bitmez gerçi) ve en önemlisi canım okulum...
Gerçekten çok özlüyorum seni Ankara,
Herkes bilir, Yahya Kemal'e sormuşlar ya "Ankara'nın en çok nesini seviyorsun.?" " İstanbul'a dönüş yolunu" demiş.
Ama arada bir sana gelmek de güzel be Ankara'm :)
Not:Beni tanıyıp bu yazıyı okuyanlar eminim şoka girecekler but i have face the truth ehehe

adv



Diesel'i liseden beri pek sevmem,afedersiniz koca popoluları bile güzel kalçalılara dönüştüren jeanleri hariç aldığım pek bir tasarım harikası kıyafetleri yoktur (kimse üstüne alınmasın) .
Ama bu seneki reklamlarını çok beğendim.
Özellikle "smart may have the brains,but stupid has the balls." Daha reklam resimleri vardı da gereksizliğe girmek istemedim.

10 Şubat 2010 Çarşamba

nice quotes from movies


Haftada en az 2 kere sinemaya giden ve sıklıkla DVD izleyen biri olarak, artık filmlerdeki hikayenin akışından çok, müziklerine, renklerine, aktör veya aktristlerin oyunculuklarındaki inceliklerine, mimiklerine dikkat ediyorum. Hele bende o an yüzümde kıpırtıya sebep olan, replikler oluyorsa hep bir kenara not alırım. Aslında hiç kendimden beklemediğim bir davranış :)
sizle de paylaşmak istedim..
nice quotes from movies vol 1.
sex and the city:
Big natasha diye bir modelle nişanlanmış ve arabadadir.Carrie ise uzaktan onları seyretmektedir. Big,Carrie'yi görür ve yanına gelir. Carrie, Big' in sacina uzanarak:
carrie: your girl is lovely, hubble.
big: I don't get it.
carrie: and you never did.
der.. ve boyun bükülür.. göz dolar..

peace


Bu yazımı San Diego, little italy'nin bir üst sokağında geçiren biri olarak, huzurun küçük şeylerde de bulunabileceğini öğrendim. Bunlardan biride state streetin başındaki küçük italyan cafe'si Pappalecco. Küçük olduğuna bakmayın her zaman özellikle sabahları 7-9 arası ve akşam üstü okadar kalabalık oluyor ki. İçeri girdiğinizde sizi "Buon giorno" diye karşılayan güler yüzler ve yediğiniz güzel zeytinli,fesleğenli bir omlet yada kahvaltı tabağı ve yanında taze sıkılmış portakalla yapılan bir kahvaltı özlenen Türk kahvaltısına çok benzemese de hatırlanan en güzel anılardan biri olacak.Kahvaltıdan sonra yakılan bir sigara,çay,yüzünüzü ısıtan güneş ve italyanca konuşan neşeli insanlar..İşte huzur bu.. Benm gibi filtre kahvaltı sevmeyen bir insana bile kahve içirdilerse bu insanlar işi biliyor arkadaşım. Eee ne de olsa italyanlar, bir yerde kan çekiyor değil mi akdeniz insanları olarak..
Özledim seni Pappalecco..
ciao.!

tekel


Tekel işçilerinin eylemleri sürerken 15 yaşında ,2 gencecik insan beraber intihar etmiş. Peki binlerce insanı günlerdir soğukta ve açlıkta bırakan devlet bunun da sorumluluğunu alacak mı ya da yumuşayıp bir harekete geçecek mi.? Hiç sanmıyorum.. Küçük yaşında büyük sorunlar yaşayan bu iki genç babalarının verdiği mücadeleden, gelecekten umudu kesmiş olmalı.. Yazık..
Başımız sağolsun..

almazsam çıldırırım vol1.


en kısa zamanda..
I'll own you..!

one love


2009 da dinlediğim en güzel albümdü.. Şuaralar da hala favorim..
Gözlüklerimiz de aynı davidciğimle..
Albümün hepsini dinleyin, sexy bitch'le kalmayın..
Afiyet olsun..

smart


Piyano merdivenden sonra gördüğüm en güzel ve eğlenceli sistem olsa gerek..
Keşke bunları Türkiye'de de görsek.. Ama kesin kumara teşvik ediyor diye kurmazlar..
Piyanonun da P si kalmaz metroda...

first blog


Eveeet, ilk blog yazım herkese hayırlı uğurlu olsun.
öncelikle niye başladım diye sorarsanız.. işsizlikten, ankara'daki şaşalı.! gezmeli tozmalı dağıtmalı günlerimden sonra evde doktorum programıyla uyanıp derya baykalla devam etmekten diye cevap verebilirim..
evet isyanım var bu hayata..
şimdilik..